Example 2

Berfend Ber B&B Web siteleri

  • 3
  • 3
  • 4
  • 4
  • 4
  • 4
  • 4
  • 5
    .
  • 4
  • 5
    .
  • 4
  • 5
    .
  • 4


MAKALELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MAKALELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türk Sokak Yiyecekleri


Berfend BER - Türk sokak yiyecekleri ile ilgili yapmış bulunduğum araştırmalar neticesinde edindiğim tek gerçek şu; Bu sahibi bulunduğumuz kültür varlığımızın değerini maalesef bizler, hepimiz bilmiyoruz. Hayat yolunda yaşamak için karnımızı doyurmuş, mutfağımızın hep tadına varmış, hep onunla övünerek dağlara sırtımızı yaslamış, gerçeklere gözümüzü kapatmış, yelkenleri fora etmişiz.. Kaderi rüzgarın esintisinde , o ne tarafa, biz oraya...

Bu konuda üç beş gastronomi yazarları ile duyarlı yurt içi ve yurt dışından web sitelerinde yazan yiyecek ve içecek Türk gönül dostlarının dışında elle tutulacak bir şey yok. Asıl ürkütücü olan ise gerek ülkemizi ziyaret eden gerekse yiyecek ve içecek ile ilgi yayın yapan yayın kuruluşları gastronomi editörlerinin kaleme aldığı yazılar ile bu kültürel değerimizi, hani o Dünya da ki üç mutfaktan  biri olarak övündüğümüz, hani onunla ilgili bir halt yapmadığımız, sadece konuşup durduğumuz , bir türlü varlığını kabul edemediğimiz  geleneksel Türk mutfağımızın sokağa yansımış lezzetlerini gözümüzün içerisine sokarcasına göstermeleri. Hatta, bu geleneksel kültürel değerimiz ile ilgili  yapmış bulundukları araştırma neticesinde; Dünya'nın en lezzetli ve talepli sokak yiyecekleri arasında ilk sıralara yerleştirmeleri.

Değerlendirme sadece ülkemizin şehirleri ile değil,  Dünya'nın metropol şehirlerindeki beğeni ve talebi de dikkate almışlardır. Bunlardan bir tanesi; ABD'de yayınlanan Food & Wine dergisi 24 Dünya şehri içersin de Dünya'da " en iyi sokak yiyeceği " yenilebilecek şehrini seçerken listede üçüncü sırada yer alan  Berlin’deki en lezzetli sokak yiyeceklerinden biri olarak da Türk dönerine yer vermiştir. İstanbul'u ise listede beşinci sıraya oturtmuştur. İstanbul'un, şehrin her yerine dağılmış büfeleriyle çok daha fazla hızlı yiyecek önermesine dikkat çekerek, özellikle seyyar sokak satıcılarının   sattığı börek çeşitleri ile simit ve kumpiri de işaret etmiştir..

Ülkemiz her karışını büyük bir heyecan, keyif ve iştahla ziyaret eden turistlerin kendi web ve blog sitelerinde fotoğraflarıyla yayınlandıkları sokak yiyeceklerimizin lezzet dolu satırlarını herkesin dikkatlicene okumasını isterim. Aptallaşıyorsunuz... Zaten google arama motorunda " Turkish Street Food / Türk Sokak Yiyecekleri " yazdınız mı sadece birer, birer onlar çıkıyor. Yazdıklarıyla  bizleri gururlandırıyorlar, düşünüldüğünde içiniz acıyor. Hele, yabancı mutfak şef aşçılarının yazıları.

Bir de tek, tek kaybolmaya yüz tutmuş veya kaybolmuş sokak yiyecek satıcılarımız var ya!.. Küçük büyük, hayat yolumuzun her kaldırımın taşında hatıralarımız ile dolu kaybolmuş sokak seyyar satıcılarını unutmak bir kenara, resmini gördüğümüzde, hatırlatıldığında veya anlatıldığında yani onların varlığında, yeniden canlanan, çocukluk, gençlik yılları ve aşklarınız, arkadaşlıklarınız, yaşadığınız mahalleniz, sokaklarınız ve caddeleriniz veya okul yollarınız, ahşap cumbalı evleriniz, hatta mahallenin ortasında duran, anıt citlenbit ağacınız bir bir hatırlanıp sizi sizden alıp yaşanmışların derinliklerine buruk ama hoş hatıralarına sürüklüyor.

Böylesi yaşanmışın bir parçası, damaklarımıza kazınmış  lezzet dolu yiyeceklerin vazgeçilmezleri  belki tek,tek kaybolmakta veya özel gün etkinliklerinin başrol oyuncuları olarak yaşatılmaya çalışılarak kaybolmuş olduğunun  tasdik edilerek gösterilmesi ise meselenin  acı olanı. En acısı ise kaybettirmiş olanların bunu göstermesi...

Ahmet ÖRS'ün Hande ÖZDOĞAN'nın  "Flavours of the street - Turkey / Türkiye'nin Sokak Lezzetleri " adlı yurt dışı bir yayınevi için hazırlamış bulunduğu sadece ingilizce basılan kitabı ile ilgili satırlara da yer vermiş olduğu " Sokak yemekleri tarihe karışıyor " başlıklı köşe yazısında ifade ettiği gibi;
Sokak yemekleri bizim gibi çağdaşlaşma özentisi içindeki ülkelerin varlığından utanç duydukları ve ne pahasına olursa olsun yok etmeye çalıştıkları kültür varlıkları. Oysa bu lezzetleri bir daha geri gelmemek üzere yitirmek bizi ciddi biçimde yoksullaştıracak. "

Sözün bittiği yer, söylenecek tek bir söz yok...


Berfend BER  -  İstanbul  2012
berfend


Bu bölümde samimi ve içten  duygularımla tek, tek isimleri ve tarihi ile kaleme almış bulunduğum,  " Türk Sokak Yiyecekleri " ile ilgili  yazılarımı okuyabilirsiniz.. Aşağıdaki resmi tıklayınız...

_________________________________

 
_________________________________





Dernek başkanımıza güvenmek, saygı duymak istiyoruz…


Hz.Mevlana Celaleddin Rumi’nin güzel bir sözü vardır; “ Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama sakın boş verme. “ diye…

“ Birkaç gündür sabırla bekliyorum…“

"Servetini, canını, kanını, alın terini, büyük bir tutku ve mücadeleyle tümden hayatını bu sektöre vermiş aşçıların neden değeri aşçılıktan gelen dernek başkan ve yöneticileri tarafından anlaşılamıyor. “

Neden göz ardı ediliyorlar?

Dünyevi makam; dernek başkanı olunduğunda veya yönetiminde bulunulduğunda aşçılıktan gelmenin statüsü, insanüstü mü değişiyor? Nedir bu hükümranlık?

Talihsiz açıklama!..


Chef Club başkanı  ne olursa olsun, talihsiz bir değerlendirmeyle talihsiz bir açıklama yapmıştır.

Kayık kuma oturdu…
Bir kayığın içersinde bir çift kürekle, girdaplı dalgalar arasında boğuşmayı sizler seçmediniz mi?

TAF ve TAFED kınamanızı doğru bulmuyorum. TAF veya TAFED varken Chef Club’ün kurulması mesleki ahlaka uygun muydu?

Hemen, hemen bugüne kadar mevcut tüm yazı ve bildirimlerinizi okudum. İsteğiniz ve temennileriniz tüm derneklerin birleşerek, tek çatı altında, tek isimle, tek federasyon olmak değil miydi?


“ Aşçılık sanatı “ Candan Dostlarına, Teşekkürler!



Sanatının alın terinden öptüğüm, tüm “ Aşçılık sanatı “ candan dostlarına, teşekkürler!

“ Gecikmiş tepki “ yazımla, sizlerle fikir ve düşünce zeminin güzelliğinde buluşturabilme mutluluğunu yaşattığınız için, tekrar teşekkür ederim…

Yurdum coğrafyasının, hemen hemen her yerinden bana yazan, yüzlerce kardeşime teşekkür ederim.

Hem, fikir ve düşüncelerini beyan edip, hem de iltifatlarıyla gönüllerinde artık bana da yer ayırdıklarını içten söyleyen, samimiyetlerine inandığım kardeşlerime de tekrar, tekrar teşekkür ederim…

Kimisi;

Muhteşem… Bu yazı hedefi 12'den vuran ve çapulcuları yerle bir eden bir gülle atışı gibi. Taş üstünde taş bırakmayan bir kıvam, bir lezzet … Kendini bilmez, hadsizlerin, megalomanların, imamı ayılttığını zanneden ukalaların suratına inen güzel bir tokat, bu yazı… Bence, bu yazı daha çok ziyaret edilen portallarda da yer almalı. İlk defa eleştirilerimin diline tercüman olan bir yazı okudum… Saygı sevgilerimle…

Kimi;

Fransa'ya neler dedik? Neler yaptık?



Ermeni Soykırımını' inkâr tasarısını "ırkçılık" diye tanımladık,
Bak, Fransa sen bu ayıpla yaşayamazsın dedik.
Sen demokratik ve özgürlükçü bir ülkesin dedik…

Fransız mallarına boykot çağrısı yaptık,
Bak aşçılarımız Fransız mönü ve malzemelerini kullanmıyor dedik.
Her türlü ticaret ortaklığımızı bitireceğiz dedik…

Gecikmiş Tepki !..



15 Mart 2011 tarihinde “ …ve izledim. Yemekteyiz şefler Antalya “ başlıklı yazımın üzerinden hemen, hemen bir yıl sonra, dernek nezdinde Şefler birliği başkanı Fahir Telli’den aşçılık formatlı TV programlarına tepki açıklamasını gecikmiş olarak buluyorum…

Gecikilmesine rağmen, bir aşçının birden fazla derneğe üye olduğu dernek çokluğumuzda, hatırladığım kadarıyla ilk defa bir dernek başkanının böylesi önemli bir konuda açıklama yapmış bulunmasını aşçılık sanatı adına önemsiyorum… Birbirinin ne yaptığını izleyen, yaptığının benzerlerini yapan dernek başkanları teker teker benzer tepki açıklamaları yapar da hiç olmazsa böylesi bir konuda tek ses olunur.


Şefin yeni sofrası “ Sosyal medya şefler sofrası“


Hepimizin bildiği üzere; şef her gün ekibiyle birlikte mutfağının özel yemek odası bölümündeki masa etrafında toplanır, hem yemek yenilir hem de günlük değerlendirmeleri yapar ve tartışılır. “ şefin sofrası “ dediğimiz bu gelenek her mutfağın çalışma birlikteliğinde halen de süre gelen vazgeçilmezidir…

Artık her günümüz, bir orada; “ şefin sofrası “ masa çevresi etrafında olduğu gibi…
Bir burada; “Sosyal medya şefler sofrası” dünyasında geçmektedir…

İletişim çağımızın internet ile başlayan sınırlarının boyutu, gün be gün genişlemektedir. İletişimin bugün, özel yazılımlı sosyal medyanın (Facebook, LinkedIn, FourSquare, Twitter v.s.) içersine taşınmış bulunması, paydaşlarının katılımında kişinin itibarını yönetmekle karşı karşıya gelmesidir. Çünkü çift taraflı ve eş zamanlı bilgi paylaşımı ve tartışma vardır. Tartışma esastır.

İlk Basılı Türkçe Yemek Kitabı - Melceü’t Tabbahin ( Aşçıların Sığınağı )



Melceü’t Tabbahin, ( Aşçıların Sığınağı ) Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane hocalarından Mehmet Kamil Efendinin 1844 yılında İstanbul’da taşbasması (lito) olarak basılmış bu eseri, ilk Türkçe yemek kitabı olarak tarihimizde yerini almıştır. Tamamı 132 sahife olan kitap, on iki fasıl ( bölüm) üzerine düzenlenmiştir: Çorba, kebap, yahni, tava, börekler ile hamur işi ve sütlü tatlılar, bastılar, zeytinyağlı ve sağyağlı dolmalar, pilavlar, hoşaflar, kahveden önce yenecek tatlılar ile içecekler ayrıca, sahife kenarlarında yazılı salata, tarator ve turşu tarif çeşitlerinden oluşmaktadır.

Umutlarımızın Yaşanacak Süreci Yeni Yıl “ Hoş geldin !..”


Maalesef 2011 yılı finalini; Fransa parlamentosunda küstahça kabul edilen, sözde 1915 olayları ile ilgili ermeni soykırımını inkâr edenlere ceza verilmesini, öngören yasa teklifiyle bitirmekteyiz..

Bu yasayla, özgürlüklerin beşiği sayılan Fransa, 1789 ihtilalının temeli insan ve yurttaş hakları bildirisinin, “ ifade özgürlüğüne” 2011 “ soykırım “ ihtilalı ile dünya vitrininde kartvizitini yenilemiştir.

“ Geldiği yere, et kafalılığına geri dönmüştür…”

Arkadaşlar, Efendiler, Ey millet kendinize gelin !..


Arkadaşlar, Efendiler,  Ey millet kendinize gelin !..

“Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.” Atatürk, diyor…

“ Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir. “ Atatürk, diyor…

Türkiye Aşçılar Federasyonu (TAFED) başkanı Zeki Açıköz'e açık mektup


Berfend BER - İstanbul 2011

Kararlığımızın destekçisiyiz... 
İnşallah hep beraber bu haklı tepkimiz neticesinde muvaffak oluruz...
1998 yılında İtalya'ya yapılan benzer eylem neticesinde ithalatımızda ciddi bir düşüş olmuştu. Aynı şekilde ki daha fazlasında, Fransız ekonomisinin ciddi şekilde etkileneceği görüşündeyim... Hayırlı olsun!... 

Bundan böyle Fransız mutfağıyla işim olmaz... Alain Ducasse, Patrick Souillot, Paul Bocouse, Julien Maisonneuve vb.gibileri... Benim için bitmiştir. Çünkü bu karar, Fransa parlamentosunun kararı değil her Fransız bireyini bağlayan bir karardır. Bu insanlar tarihimizi yargılayıp ecdadımızı mahkûm ederken gelecek neslimize de hüküm giydirmişlerdir.

Fransa , “soykırımı inkar yasası” ve biz...



Hayatta ‘ne oldum " değil, " ne olacağım " diyeceksin derler …
Fransızlar ne olduklarını gördüler ve bunu yasayla tasdik ettiler ...
Konuşuruz artık... Onlar öyleydi, böyledi, kendilerini tescil ettiler diye ...
Ya biz ?
Burnumuzun önünü bile göremiyoruz ...
Niye şaşırıyoruz ?
Tarih hep tekerrür eder ...
2002 ve 2006 yıllarında  olduğu gibi ...
2011' de de olduğu gibi ...
Eeee !..
Boykot falan filan konuşuruz, atar tutarız ...
Mangalda kül bırakmayız ...

Bedelli askerlik yapacaklara “ Çooook çift sözümüz var “



Bu meselede söz bitmez, sözün bittiği yer yoktur. O kadar çok söylenecek söz var ki... Hem de helâlından... Dudaklarımız arasından dökülen her türlü kelimenin dökülüş manasında kendisini meşrulaştırması gibi... Her türlü söz, nezaketiyle böyle bir meselede serbesttir. “ HER TÜRLÜSÜNE “

İnsan yaşamına egemen olan unsurlardan biri " HAK " dır. Hakkın tecellisi insani ilişkilerde korkuyla mana bulur. Korku içselleştirir, sürekli bir oto kontrolün oluşturulmasını temin eder.. Dolayısıyla insanlar iç dünyalarında huzuru duymak, bedenlerini hep tatlandırmak için; doğru, dürüst, ahlaklı, namuslu, şerefli, haysiyetli, faziletli, onurlu, gururlu, tutarlı, karakterli , aydın, âlim, bilim adamı, sanatçı v.s. en önemlisi önce “ İNSAN “ sonra “ VATANSEVER “ olabilmek için  hep " HAK " ile " KORKU" arasında gidip gelirler...

İşte benimde “ Çook çift sözüm “ bu yolculuğu yapamayıp, davranışlarıyla “ İNSAN ” ve “ VATANSEVER ” olamayan, korkusuzca hakkımızı yiyenlere ve yedirtenlere, bundan sonraki bakışımızadır. Bunlar en yakınımızdaki aile ve akraba fertlerimiz olabileceği gibi ünlü kişiler de olabilir… Konuşmayın… Görüşmeyin… Seyretmeyin… Okumayın… Dinlemeyin… Oylamayın.. Alkışlamayın… Onlardan hiç ama hiç bahsetmeyin…

Bu Dünya da herkes her şey olabilir, buna öyle sanatçı olmak da dâhildir fakat kimse hak’ta “ VATANSEVER “ olamaz…

Berfend Ber

Ölçünün Kaçırıldığı Bir Yarışma Programı Olarak Hafızalarımıza Kakalanan MASTER CHEF…



Yarışmanın orijinal formatının sunulacak izleyici kitlesinin bulunduğu coğrafya ile ilgili analizi yapılmaksızın çekilerek sunulmuş bulunması, sektörümüzün chef veya gastronomi değerlerinin de böyle bir programın içeresinde mesleki kariyerlerinin erozyona uğratılmasına seyirci kalmaları nedeni ve gereksiz ahkâmları karşılığında, çalışma tezgahı üzerine fırlatılması gereken programın aktörleri olmuşlardır. Türk mutfağı ve sofra adabında “ nimet “ in inkâr ve şükrün cehaleti içeresinde bulunmaları sebebiyle davranış ve söylemleriyle izleyicinin tepkisini üzerlerine çekmişlerdir.

Her defası, öncesi ve sonrası ikazlarımıza rağmen, ısrarla, izleyici adına “ biz karar veririz” önyargısıyla hazırlanıp sunularak, karşı karşıya bırakıldığımız bu tarz veya benzeri programların, izleyenlerin değerinde bilimsel biçimlendirmesinin gerçekleştirilerek sunulması, ülkem yayıncılığında artık esas olması gerekliliğini tekrar anlamayanlara duyurmayı vazife görüyorum. İzleyici tepkisi sebebiyle, bahis bu programın bazı görüntülerinin yayından çıkartılmış bulunması haklılığımızın kanıtıdır.

Özellikle içeresinde bulunduğumuz sektör, aşçılık ve aşçılık sanatının, talebindeki bu tür programlara, sektörümün neferlerinin balıklama atlamamaları gerekmektedir. Üzücüdür ki maalesef, o kirli evyenin içeresinde birikmiş bir parmak derinliğindeki suda Master Chef'in jüri üyelerinden Batuhan Piatti Zeynioğlu boğulmuştur. Kendisinin kabul etmediği beyliği karşılığında, olmak için yıllarca çaba verdiği ve olduğu şef ünvanı da bence tehlikeye girmiştir. Yarışmadan bir master chef çıkacaktır ancak bir chef de kaybolacaktır.


Berfend BER  -  İstanbul  2011

VE İZLEDİM.. " yemekteyiz şefler Antalya "


Ve izledim...

Değerli Şeflerim, keşke bu tip programlar banttan değil canlı verilebilse... Mutlak bu formattaki canlı yayınında, tamamen yayın içeriği yiyecek ve içecek ile ilgili TV. Kanalında ayrılacak yayın süresi birlikteliğinde mümkün olabilir... Neden bunu ifade ettim. Özellikle bu sektöre gönül vermiş bizler ve yayınla kitlelere ulaşan gönültaşlarımızın bir sonraki yayınlarına değerlendirmelerimiz ile katkıda bulunabilme isteğimizdir. Paket halinde tümden hazırlanmış bu yayınların sunumunun nitelendirilmesinde bir önceki yarışma örneğinde olduğu gibi, şeflerin hem mesleki becerileri hem de davranış bozuklukları nedeniyle emeğimizin terindeki sektör çalışanlarını kirletmesidir. Bu kirliliğinin nedenlerinden biri katılımcı şeflerin bilinci ile reyting nezdinde program yapımcısının gayretidir.


Yıllardır hep ifade ederim;

Günümüz Türkiye’sin de ilk on içeresindeki TV kanallarında dönem, dönem bir sürü deli saçması programlar değişim adına sunulmaktadır. Genel sanat yönetiminin taraflarca oluşturulmadığı, tüm içeriklerinde işlenen sanatsal tema iddiası ile sunanın, oynatılanların veya icra edenin sanatçılığı ile sanat eseri olarak gösterilmesi ise en korkunç olanıdır. Sanatın ve sanatçının görkemi erozyona uğratılmaktadır. Diğer en korkunç olanı ise gerçek sanatçının, bu anlayışa zaman zaman alet edilerek hapsedilmesi veya linç edilmesidir.

Gözümüzün içeresine sokularak, beynimize kazıtılarak halk/millet nezdinde oluşturan bu veri yanlışlığının ciddi anlamda, bilimsel biçimlendirmede tartışılarak çözüm üretilmesi kesinlikle şarttır. Özellikle tarım/sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş idealinde, izleyenin ihtiyacına yönelik programlamak yerine, izleyici adına karar veriyoruz önyargıları sorgulanması lazım. Bu manada RTÜK zaten uzak… O zaman, bilim insanının, sanatçının yetiştirildiği eğitim kurumlarımıza ve onları yöneten değerli bilim insanına veya sivil örgütlere iş düşmektedir. Bu manada çözümü üretmek adına, stratejik yol haritası bilimin odağında belirlenmelidir. Bence tüm çabamızı, enerjimizi bu yönde kullanarak tek ses haline gelmeliyiz…

Neden bunu uzunca ifade ettim;

Değerli kardeşlerim, bu bilinçle programın formatı ne olursa olsun bulunduğumuz sektörün en üzerinde şahsiyetler olarak sizler, katılımcılığınızla temsil etme hükümlülüğünüz iki dudağınız arasından çıkacak her hecede sorumluluk getirmektedir… Davranışlar kişisellikten öteye otorite nezdinde gerçekleşmelidir… Sizler yarışamazsınız, yarıştırılamazsınız… Yarışacağınız konseptler yurt içinde ve yurt dışında bellidir. Yarıştırılırsanız, ustalığınızın sunumundaki sanatınızın, en basitinden tuzlu, az tuzlu ve tuzsuz eleştirmelerinizle karşı karşıya gelirsiniz ki bugünkü bu programda bu böyle olmuştur… Bu komiktir… Otoriteler birbirlerini onura ederler… Dikkat etmek lazım.. Ben ayrıntıdayım puanlamaya kadar harikaydı…

Bu tür programlara iştirak etmeyelim mi?

Bilakis edelim… Karşı değilim ki bu fotoğraflar beni heyecanlandırıyor, hep destekçiyimdir de beni tanıyanlar bilir… Nereden nereye geldik…

Ülkemin insanı, sektörümüzle ilgili global vizyonda öne çıkmış aşçılık sanatı ile ilgili her gün artan bilgi ve görgüsünün bilincinde çocuklarını bu sanat dalına yönlendirmeleri bir değişimdir, bu bizim rahmetle andıklaramızın ve bizlerin emeğinin karşılığındaki haklı ve gurur verici değişimdir … Artık aşçılık zanaat değil, sanat olarak gösterilmektedir. Hatta güzel sanatların bir dalı olarak gösterilmesi ile ilgili süren çabamız vardır … Bu programlar teşvik edicidir… Kontrolü; yılların emeğinde haklı olarak getirdiğimiz bu gününde, daha da ileriye götürmek hedefimizle, bizde olmalıdır… Bu programlara bilimsel formasyonda ( biçimlendirmede ) katılmalıyız…

Şahsınızda, sevgi ve saygılarımla hepinizi alın terinizden öpüyorum…


Berfend BER  -  İstanbul  2011



YETENEKSİZSİNİZ!..


Türk olmaktan gurur duyuyorum, ülkemi, ülke insanımı seviyorum, yüznumarayı, yıkanmayı, temiz giyinmeyi, Dünya'ya medeniyet öğretici ecdat’ımla sahip olduğum değerlerimide seviyorum... Dünya coğrafyasının en nefis Langa Hıyarı'nın kayboluş öyküsünede; çocukluğu o bölgede geçmiş kişi olarak, aklıma hep geldikçe üzülürüm.

Diğer yönden hıyar tarımında, en iyisi bu diye milyonlarca dolarlık hibrid hıyar tohumu ithal ettirilerek, üretimi teşvik edilen, marketten alındığı andan itibaren bozuk, günümüz hıyarı ne kadar yanlışsa bu yarışmanın formatıyla bu millete halen yedirilmeye çalışılan hıyar kadar da, yanlıştır.

Değerlerimiz ve hıyar. Diyeceksiniz ki hıyar bunun neresinde; Tek bildiğim, Langa'da hıyar yetiştirilmediği kesin..

Birde aklıma ne geldi biliyor musunuz?
Yıllar öncesi Fahir Atakoğlu'nun ifadesiyle müzik alanında sistem olarak ülkemizin, gelişmiş ülkeleri 40 yıl geriden takip ettiğini açıklayarak özellikle de ülkemiz dinleyicisine daha farklı müzik imkânları sağlanarak, dinleyici algısının çeşitlenmesinden bahsetmişti... İnanın bu çeşitlilik muvaffakiyeti böyle bir programla sağlandığı test edilerek gösterilmiştir sadece. Dinletilememiştir...

Sevgili Acun, yeteneğin izahatında bilimsel değerin değerlendirilmesi, bilimsel biçimlemeyi tamamlamış bilim insanına aittir. Hedef, İhtiyacınız olan şak-şukayla halkın katılımı değil, o halkı doğruya geliştirebilmektir.

Sevgili Acun, 14 yaşındaki bu genç, rezil etti be!…Bu gece ECE sizi




Bir programın tasarlanarak, hazırlanması ve sunulmasında tümden seyirciyle bağlantılandırma ve geliştirilmesine yönelik bilim eksenli pazılın oturması şart.

Günümüz Türkiye’sin de ilk on içersindeki TV kanallarında bir sürü deli saçması programlar değişim adına sunulmaktadır. Genel sanat yönetiminin oluşturulmadığı, tüm içeriklerinde işlenen sanatsal tema iddaası ile sunanın, oynayanların veya icra edenin sanatçılığı ile sanat eseri olarak gösterilmesi ise en korkunç olanıdır. Sanatın ve sanatçının görkemi erozyona uğratılmaktadır. Diğer en korkunç olanı ise gerçek sanatçının, bu anlayışa zaman zaman alet edilerek hapsedilmesi veya linç edilmesidir..

Gözümüzün içersine sokularak, beynimize kazıtılarak halk/millet
nezdinde oluşturan bu veri yanlışlığının ciddi anlamda, bilimsel biçimlendirmede tartışılarak çözüm üretilmesi kesinlikle şarttır. Özellikle tarım/sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş idealinde, izleyenin ihtiyacına yönelik programlamak yerine, izleyici adına karar veriyoruz önyargıları sorgulanması lazım. Bu manada RTÜK zaten uzak… O zaman, bilim insanının, sanatçının yetiştirildiği eğitim kurumlarımıza ve onları yöneten değerli bilim insanına iş düşmektedir. Bu manada çözümü üretmek adına, stratejik yol haritası bilimin odağında belirlenmelidir. Bence tüm çabamızı, enerjimizi bu yönde kullanarak tek ses haline gelmeliyiz…




Berfend BER  -  İstanbul  2010




Bookmark and Share

GÜZEL SANATLAR İÇİNDE AŞÇILIĞIN YERİ


Sanat, okadar enteresandır ki, tarifi dahi kişiye özeldir, bana göre en basit tarifi, göze, kulağa gönle hoş gelen her şey sanattır.

Pratik sanatların ( Zanaat ) değerlendirilmesinde, insanların ihtiyaçlarının karşılanmasında usta çırak ilişkisi içinde öğrenilmiş veya öğretilmiş meslek ünitelerinin her birini saymak mümkündür.

Bunlardan aşçılık, özellikle üzerinde duracağımız konu olarak günümüzde;
Anmamız gereken konunun birinci sırasında yer işgal etmektedir. Bu arada kısaca aşçılık ve yemekçilik branşının öz geçmişine de söyle bir göz atmak gerekecektir. Eskiçağlarda insanların ateşi bulmalarıyla birlikte yemek kültürüne geçtiklerini söyleyebiliriz. Ateşle gelen besinleri pişirme başlangıcı kısa zamanda çeşitliliğe dönüşmüş. Bu çeşitlilik içinde ilkel fırınlar geliştirilmiş, topraktan tencereler, pişirme kapları yapılmış, yine takip eden kısa evreler içersinde yemek çeşitlilikleri belirgin hale gelmiştir. Bu belirginliğin, aşçılık ve yemek kültürünün de başlangıcını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Tarihte geçen binlerce yıl, ilk kültürden bu yana, elbette bir birikime sahip olmuştur. Bu birikim hem milletlerin kendine has ( Türk, Çin, Fransız, İtalyan, Yunan, Rus, Alman mutfağı v.b.) milli mutfakları oluşturmuş ayrıca uluslar arası mutfak ikonlarının gelişmesini sağlamıştır. Böylece aşçılık bir yemek pişirme sanatı haline dönüşmüş, artık ustalar bu sanatta mesleki birikimlerini göstermek üzere yarışır hale gelmişlerdir. Ancak, maalesef görünen odur ki; yemek kültürü, bu kadar gelişmesine, millileşmesine ve sanatlı hale getirilmesine rağmen halen güzel sanatlar içinde yer bulamamaktadır. Oysa beceri-yetenek, eğitim-öğretim ve ustalık isteyen bu meslek ve sanat dalının, görsel sanatlar içinde de yerini alma zamanı çoktan gelmiş, hatta geçmektedir. Artık üniversiteli olan aşçılık mesleği, bilimsel formasyonunu da elde etmiş, değindiğimiz konuya oturma zeminini beklemektedir.

Bilimsel çevrelerin gayretiyle, okullu akademisyenlerin çoğalarak, konularına daha çok hakim hale gelmeleriyle, aşçılık mesleğinin de güzel sanatlar içinde hakkettiği yeri alacağına inanıyoruz.


Berfend BER  -  İstanbul  2009

Yüksek öğrenimde, turizm işletmeciliği lisans eğitimi verilmeli mi?




Cevap, hayır. Yazık bu çocuklara, neden mi?

Pek çok üniversitenin web sitelerinde, turizm işletme lisansiyerlerinin iş olanakları; Konaklama işletmeler, seyahat işletmeleri, yiyecek içecek işletmeleri, rekreasyon (eğlen-dinlen) işletmeleri, turizme bağlı ticaret işletmeleri, kongre ve fuar işletmeciliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi kurum ve kuruluşlarda yönetici, yönetici asistanı, muhasebe, satış ve pazarlama elemanları olarak çalışabilirler diye ifade edilmektedir.

Ayrıca;
Bölüm mezunları başta T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere konaklama, seyahat, yiyecek-içecek ve rekreasyon ( eğlen-dinlen) işletmeleri ile turizme bağlı ticaret işletmeleri, kongre, fuar ve organizasyon işletmeciliği yapan kurum ve kuruluşlarda yönetici, yönetici asistanı, muhasebe, satış ve pazarlama elemanı olarak çalışabilirler, denilmesine rağmen karşı karşıya kalınan durum maalesef, hiçte böyle değil...


Öğrenim sistemi çeşitlilik olsun diye, fakülte böyle bir bölümü muhafaza ediyor ya da, bilim olarak yanlış yere koşuluyor. Bu bilimin öğreticiliğinde, koşturanların arkasına tutunmuş, yani bilime tutulmuş çocuklar, mezuniyetlerinin devamı, kariyer hayatlarının başlangıcında karşılaştıkları değeri, anlamakta zorluk çekiyorlar. Hatta bu bölümde eğitim almalarından dolayı kahrediyorlar. Aileleri… Onlarda aslında farklı düşünmüyor. Ülke şartlarında her türlü maddi ve manevi zorluk içersinde, eğitimli birey olmaları için çabaladıkları çocuklarının, bu nedenle, psikolojilerinin bozulmuş olması, onları ayrıca iki kat daha kahrediyor

Bilime tutunarak ve sistemde tutularak, koşmuş çocukların, tutundukları, bilimi öğretenler sizler şimdi neredesiniz? Mesleğinin elemanı olarak bilimsel yetiştirdiğiniz bu çocuklarla, kariyer hayatlarında, nereye varmayı hedeflendirdiniz? Bu hedefi tayin ederken, başlangıcında, vasıfsız, vasıflı statüde asgari ücretle ki bugün aşağıdaki meslek çalışanları asgari ücretle bile çalışmıyor;
Temizlik elemanı,
Servis elemanı ( Garsonluk),
Santral operatörlüğü,
Kasiyerlik v.s.
Olarak çalışacaklarını anlattınız mı? Yapılan iş müracaatlarında Turizm İşletme lisans eğitimi alanlara sunulan bu. Ürkütücü…

Bilim insanın, bilim insanı yetiştirme çabasında düştüğü bir rezalet mi, bu acaba?

Sesleniyorum; Lütfen ilgililer bilim adına açıklama yapsın. Üstelik mazeretsiz açıklama...

Ayrıca, ebeveynin aciz ve çaresizlikleri ilgiyle dikkate alınsın.

Sesleniyorum; Çareler bulunsun bir insanın yaşamında mesleğini bulması için üniversite nezdinde bu şekilde 4 yıllık lisans eğitiminin karşılığında garson ve komi olması için çok… Gerçekten çok…

Zaman, zaman Turizm Bakanlığının bile istihdam etmekte zorlanıp, birçok fakültenin uzmanlık alanı olan konular hakkında tümden eğitilmiş olmalarına rağmen, bakanlıkça direk, işletme, iktisat ve hukuk fakültesi gibi bölümlerin tercih edilir olması, apayrı bir engel,
— Neden, bu kadar Turizm İşletme Fakültesi var? Sorusu akla geliyor.

Tüm turizm işletme fakültelerine sesleniyorum, lütfen mezunlarınıza hemen ama hemen ulaşınız...
Davet ediniz...
Dinleyiniz...
Bu yönde güncel dille kriz masasını oluşturunuz...
Kendinizi bu bölümün varlığında sorgulayınız…
İlgili kurum veya dernekler ve de aynı bölüm üniversitelerle temas oluşturunuz, çözüm üretiniz…

Ses olunuz ki bazıları da, özellikle bundan fırsatlaşmaya çalışan kurumsallaşmış işletmelere mesleğin anlamı bildirilsin… Bu diplomaya, bu diplomanın bilim insanına, değer verilsin.

Berfend BER  -  İstanbul  2009

  • ZERDE - Gıda fotoğrafçılığı / Geleneksel Tatlı Türk Mutfağı / Tatlı fotoğrafları " Zerde " 2011 - Berfend BER Alıntı berfend *www.berfendber.com*
  • Zerde - Food Photography / Traditional Sweet Turkish Cuisine /Sweet photos " Zerde " 2011 - Berfend BER Quote From berfend *www.berfendber.com*
  • 1 Hemen arayın!..
  • 2 Hemen arayın!..
  • 3 Hemen arayın!..
  • 4 Hemen arayın!..
  • 5 Hemen arayın!..
  • 6 Hemen arayın!..
  • 7 Hemen arayın!..
  • 8 Hemen arayın!..
  • 9 Hemen arayın!..
  • 10 Hemen arayın!..
  • 11 Hemen arayın!..
  • 12 Hemen arayın!..
  • 13 Hemen arayın!..
  • 14 Hemen arayın!..
  • 15 Hemen arayın!..
  • 16 Hemen arayın!..
  • 17 Hemen arayın!..
  • 18 Hemen arayın!..
  • 19 Hemen arayın!..
  • 20 Hemen arayın!..
  • 21 Hemen arayın!..