Example 2

Berfend Ber B&B Web siteleri

  • 3
  • 3
  • 4
  • 4
  • 4
  • 4
  • 4
  • 5
    .
  • 4
  • 5
    .
  • 4
  • 5
    .
  • 4


ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Biz Cumhuriyetiz / We are republic





Cumhuriyetin 88.Yılı kutlu olsun...
Happy 88th Year of Turkey Republic...

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nün Cumhuriyetin 88.Yılı şiir yarışmasında dereceye giren " Biz Cumhuriyetiz " adlı şiirini  bugünün anlamında sizlerle paylaşmak istiyorum...

" Biz Cumhuriyetiz " adlı şiiri yazan geleceğim, Türk gencini kutlarım. 
Başarılarının devamını diler, alnından öperim.



BİZ CUMHURİYETİZ

Cumhuriyetin çocuklarıyız biz !
Cumhuriyetin armağan edilen topraklarında,
Ata’mın emanetçisiyiz biz !
Biz cumhuriyetiz !

Atatürk’üm kurdu cumhuriyeti,
Kahraman milletim sonsuzca sahiplendi.
Yurdumda barış ve sevgi ilkesi,
Cumhuriyetin ışığıyla sardı kardeşliği.

Biz cumhuriyetiz !
Ata’mın emanetçisiyiz biz !
Analarıyız, babalarıyız, çocuklarıyız biz !
Toprağımız uğruna düşen kanın mirasçısıyız biz !

Uğruna atalarımızın yürüdüğü istiklal yolunda,
Dünya’nın Türk’ün kahramanlığıyla tanıdığı biz
Vatan, bayrak sevgisiyle, mutlu yarınlarımızda,
Cumhuriyetin nöbetçisiyiz biz !

Biz cumhuriyetiz!


B.S İstanbul – 9 Ekim 2011

Alıntı

10 Kasım 2009, Atatürk’ün ölümünün 71. yıldönümü ve Albert Einstein


Atatürk,bir ulusun geleceğinde bilimin ne kadar önemli yer tuttuğunu,bu maksada yönelik ilime dair söylediği sözler herkesçe bilinir. Özellikle " İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur.” 1923 tarihli veciz sözünde vurgunun, bilime sahiplenmenin, önemidir.

Atatürk'ün ölümünün 71.yıl dönümünde; yazılacakların çoğunda,sadece bu yönünü özellikle sizlerle paylaşmak istedim. Belki çoğumuzun bildiği,veya bilmediği... Zamanında ülkemizde karşılıksız çalışan, daha sonra üniversitelerimizde profesör olarak eğitim ve öğretim görevlisi olan yabancı bilim adamlarının gelişinde Profosör Albert Einstein’ın Atatürk’e yazdığı ilginç ve düşündürücü mektubun, orjinalini çevirisi ile birlikte yayınlıyorum.

Berfend BER
________________________________________________


Türkçe Çeviri
________________________________________________

Ekselansları Atatürk

OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler , Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe , bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler , yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.

Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi , birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir.

Bu ilim adamları , hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi
birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.

Bu başvuruya destek vermek maksadıyla , hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.

Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan

Prof. Albert Einstein

________________________________________________


Original
________________________________________________

Your Excellency (Atatürk),

As Honorary President of the World Union "OZE"
I beg to apply to your Excellency to allow forty professors and doctors from Germany to continue their scientific and medical work in Turkey. The above mentioned cannot practice further in Germany on account of the laws governing there now. The majority of these men possess vast experience, knowledge end scientific merits and could prove very useful when settling in a new country.

Out of a great number of applicants our Union has chosen forty experienced specialists and prominent scholars, and is herewith applying to Your Excellency to permit these men to settle and practice in your country. These scientists are willing to work for a year without any remuneration in any of your institutions, according to the orders of your Government.

In supporting this application, I take the liberty to express my hope, that in granting this request your Government will not only perform an act of high humanity, but will also bring profit to your own country.

I have the honour to be, Your Excellency's obedient servant,

Prof. Albert Einstein
________________________________________________

10 NOVEMBER 2009, THE 71th ANNIVERSARY OF ATATURK’S DEATH…


Mustafa Kemal Atatürk
1881 - 1938

________________________________________________
Atatürks Life

" There are two Mustafa Kemals One the flesh-and-blood Mustafa Kemal who now stands before you and who will pass away the other is you, all of you here who will go to the far corners of our land to spread the ideals which must be defended with your lives if necessary I stand for the nations dreams, and my lifes work is to make them come true "

Atatürk stands as one of the worlds few historic figures who dedicated their lives totally to their nations

He was born in 1881 (probably in the spring) in Salonica, then an Ottoman city, now in Greece His father Ali Riza, a customs official turned lumber merchant, died when Mustafa was still a boy His mother Zubeyde, a devout and strong-willed woman, raised him and his sister First enrolled in a traditional religious school, he soon switched to a modern school In 1893, he entered a military high school where his mathematics teacher gave him the second name Kemal (meaning perfection) in recognition of young Mustafas superior achievement He was thereafter known as Mustafa Kemal

In 1905, Mustafa Kemal graduated from the War Academy in Istanbul with the rank of Staff Captain Posted in Damascus, he started with several colleagues, a clandestine society called "Homeland and Freedom" to fight against the Sultans despotism In 1908he helped the group of officers who toppled the Sultan Mustafa Kemals career flourished as he won his heroism in the far corners of the Ottoman Empire, including Albania and Tripoli He also briefly served as a staff officer in Salonica and Istanbul and as a military attache in Sofia

In 1915, when Dardanelles campaign was launched, Colonel Mustafa Kemal became a national hero by winning successive victories and finally repelling the invaders Promoted to general in 1916, at age 35, he liberated two major provinces in eastern Turkey that year In the next two years, he served as commander of several Ottoman armies in Palestine, Aleppo, and elsewhere, achieving another major victory by stopping the enemy advance at Aleppo

On May 19, 1919, Mustafa Kemal Pasha landed in the Black Sea port of Samsun to start the War of Independence In defiance of the Sultans government, he rallied a liberation army in Anatolia and convened the Congress of Erzurum and Sivas which established the basis for the new national effort under his leadership On April 23, 1920, the Grand National Assembly was inaugurated Mustafa Kemal Pasha was elected to its Presidency

Fighting on many fronts, he led his forces to victory against rebels and invading armies Following the Turkish triumph at the two major battles at Inonu in Western Turkey, the Grand National Assembly conferred on Mustafa Kemal Pasha the title of Commander-in-Chief with the rank of Marshal At the end of August 1922, the Turkish armies won their ultimate victory Within a few weeks, the Turkish mainland was completely liberated, the armistice signed, and the rule of the Ottoman dynasty abolished

In July 1923, the national government signed the Lausanne Treaty with Great Britain, France, Greece, Italy, and others In mid-October, Ankara became the capital of the new Turkish State On October 29, the Republic was proclaimed and Mustafa Kemal Pasha was unanimously elected President of the Republic

Atatürk married Latife Usakligil in early 1923 The marriage ended in divorce in 1925
The account of Atatürks fifteen year Presidency is a saga of dramatic modernization With indefatigable determination, he created a new political and legal system, abolished the Caliphate and made both government and education secular, gave equal rights to women, changed the alphabet and the attire, and advanced the arts and the sciences, agriculture and industry

In 1934, when the surname law was adopted, the national parliament gave him the name "Atatürk" (Father of the Turks)

On November 10, 1938, following an illness of a few months, the national liberator and the Father of modern Turkey died But his legacy to his people and to the world endures

Atatürks body was re-interred in this splendid mausoleum in 1953

ANITKABİR Virtual Museum : www.tsk.tr/anitkabir/sanal_muze/index.html

Atatürk'ün Beslenme Alışkanlığı (Yediği Ve Sevdiği Yemekler)


I. Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri
Atatürk'ün Beslenme Alışkanlığı (Yediği Ve Sevdiği Yemekler)


Prof. Dr. Mahmut Tezcan
Atatürk'ün siyasal yönleri şimdiye değin yeterince incelenmiştir. O'nun getirdiği Cumhuriyet rejimi, demokrasi anlayışı, devlet yapısı ve siyasal düşünceleri ele alınmış ve literatürde yer almıştır. Bir devlet adamı olarak devlet yönetimi siyasal literatürde yer almıştır. Bir devlet adamı olarak devlet yönetimi siyasal literatürümüzde incelenmiştir.

Fakat O'nun bir siyasal önder olarak insancıl yönleri, günlük yaşamı, alışkanlıkları, hoşlandığı, hoşlanmadığı kültürel ögeler, değer yargıları, aile yaşantısı yeterince ele alınıp incelenmiş değildir.

Bu bildirimizde onun günlük yaşantısının sadece bir kesitini oluşturan yemek yeme alışkanlıkları üzerinde duracağız.

O'nun yemek kültürünü iki açıdan ele almak olanaklıdır.

I. O'nun Sofrası.
II. Yediği ve sevdiği yemekler.


I. Atatürk'ün Sofrası

Tarihin ilk çağlarından bu yana devlet başkanlarının çeşitli mesleklerden kişilerle sofrada oturup tartışma geleneği yarattığını biliriz. Eski Yunan'da ünlü filozof Eflatun, öğrencileriyle tarihe “Diyaloglar” diye geçen tartışmalarını “Akademia”da yapardı. Burası, Atina'da bir felsefe okulu durumuna getirdiği evinin bahçesi idi. Eflatun'da tıpkı hocası Sokrates gibi burada öğrencileriyle günün sorunlarını aklın ve bilimin ışığında tartışırdı. Böylece gerçeklere, iyiye, güzele, doğruya varmanın yolları aranırdı.

İşte Atatürk'ün sofrası da bu nitelikte bir sofra idi.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir yazısında şöyle der: “Atatürk'ün sofrasından hepimizin ruhunda ve dimağında nice derin, tatlı ve ibret verici anılar, yaşama ve insanlığa dair, nice değerli dersler kalmıştır.”


Atatürk'ün sofradaki sözleri, felsefesi, yol göstericiliği, fıkraları, vecizeleri gerçekten bir hazine idi. Bu sofrada esen hava sevgi, vefa ve arkadaşlıktı. Burada ilim, sanat, kültür, nesnel görüşler, gerçeklikler, idealler yer alırdı. Ülke sorunları, geleceği, çözüm biçimleri aranırdı. Gönül sohbet ister, kahve bahane şiirinde olduğu gibi, M.Kemal için de amaç, tartışmalardı, iyiyi doğruyu bulmaktı. Akıla yol açmaktı. Sofra ve içki ise bir araçtı. Gece yemekleri bazen müzikli oluyor, çeşitli sanatçılar konser veriyordu.

Karatahta, tebeşir, silgi ve kütüphaneden gelen kitaplar, sofranın bir parçası idi.


II. Beslenme Alışkanlıkları ve Sevdiği Yemekler

Atatürk, boğazına düşkün, çok yiyen bir insan değildi. Kendisi bir konuşmasında ziyafetlerde çok yemek yenmesini tasarrufa aykırı bulduğunu ve sağlığa zararlı olduğunu söylemiştir.

Sabah kahvaltısında; çay, kahve içiyor, fazla bir şey yemiyordu. Soğuk ayranla, bir dilim ekmek yerdi. Bazen bir kâse yoğurt yer, sonra sütlü kahve içerdi.

Öğle yemeği: Bir iki dilim ekmek yerdi. Etsiz kuru fasulye, pilav çok sevdiği yemekti. Kuru fasulyeye, “yağlı fasulye” derdi. Ayran ve limonata içiyordu. İki dilim ekmeği ayrana batırarak yiyordu. Yoğurt da ayrıca yiyordu. “Kuru fasulyeye okulda alıştım” demiştir. Kışla yemeği, askerî yemek sayılmıştır kuru fasulye. İkindi üzeri ekmeksiz bir bardak ayran içerdi.

Sofradan genellikle doymuş olarak değil, aç kalkarmış.


Akşam yemeği: Akşam yemeğinin ayrı bir önemi var. Konuklarıyla birlikte yiyordu. Devlet görevi akşam yemeklerinde devam ediyordu.

Omlet seviyormuş, özellikle gece geç saatlerde acıkınca peynirli omlet yermiş. Sahanda yumurta da severmiş. Etli taze bamya de sevdiği yemeklerden. Karnıyarık da severmiş. Onu pilav karıştırarak yermiş.

Haşlanmış kuşkonmaz da sevdiği bir yemek. Enginarı hiç yememiş. İstediği halde hiç yiyememiş. Hastayken enginar yemek istemiş. Hatay'dan ısmarlamışlar. Fakat kendisi komaya girmiş ve yiyememiş. Arasıra fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesinden istediği olurdu. Tatlılarla arası pek iyi değilmiş. Ama gül reçeli severmiş. Kahveyi orta şekerli içermiş. 10-15 fincan içermiş. Hergün 40-50 sigara içermiş. Meyvalardan kavun seviyormuş. Kavrulmuş, tuzlu leblebi, fıstık da sevdiği yiyeceklerden. Soğan, sarımsak, pastırma gibi kokulu yiyecekleri sevmiyormuş. İçkilerden rakı ve bira içiyordu. Sofrasında çeşit bol değilmiş. Köşkte hazırlanan yemekleri yiyordu.


Sarhoşluktan hiç hoşlanmadığı söylenmektedir.

Çocukluğunda annesinin yaptığı Selanik'in ıspanaklı böreğini çok severmiş.

Seyahatlerinde gittiği yerlerde kendisine ikram edilen yörenin yemeklerini zevkle yermiş. Ama bunlar O'nun sürekli yediği yiyecekler değildi.

Kırşehir'de çorba, hindili pirinç pilavı, su böreği, karışık turşu ve meyva ikramları ile karşılaşmıştır. Kırşehir'in su böreğini çok beğenmiş.

Kaman'da sahanda yumurta, yoğurt, balbaşı, pekmez ve meyva yemiş. Kızarmış tavuk, bulgur pilavı da orada ikram edilen yemekler arasındadır. Kaman'da ikram edilen yoğurt ve pekmez karışımı bir tatlı olan balbaşı pekmez dürüm ya da sokum biçiminde yufka ekmekle yenir ki Atatürk bu yiyeceği de sevmiş.

Adana'da severek yediği yemekler şunlardı: Bamya dolması, patlıcan hünkâr beğendi, güveç, sini köftesi, domatesli pirinç pilavı, hanım göbeği tatlısı. Tarsus'ta baklava yemiş ve ayran içmiş. Ayrıca çok miktarda marul yemiş.

Siroza yakalanıp halsiz düştüğü günlerde tatlı yemesi gerektiğinde Yanya tatlısı ve irmik helvası çok hoşuna gitmişti.

Konya'da kendisine sedirler saç böreği ve Höşmerim denen kaymaklı tatlı ikram edilmiş ve Atatürk bu özel yiyeceklerden memnun kalmıştı. Özellikle belediye başkanının evinde hanımı bu yemekleri O'na ikram etmiştir.



Sonuç
Atatürk'ün yemek ve kültür konusundaki yaşamını günümüz açısından değerlendirecek olursak şu hususlara değinebiliriz:

Sofrada uzun süre oturmak geleneğini Atatürk'te görmekteyiz. Bugün çağdaş ülkelerde insanlar, sofralarda uzun zaman oturmaktadırlar. Tartışırlar, eğlenirler, iş hallederler. Atatürk de öyle yapmıştır. Sofrayı O, ülke sorunlarını çözümlemede bir araç olarak kullanmıştır.

O'da bir Türk insanı olarak geleneksel Türk yemeklerini sevmekte idi. Kuru fasulye ve pilav örneğinde olduğu gibi. Bugün hepimiz bu yemeği severiz. Askerde de çok pişirilir bu millî yemek. Bazı kimseler askerde bu yemeği çok yedikleri için askerlik dönüşünde artık yemezler. Bıkmışlardır çünkü. Demek ki Atatürk bıkmamış.

Yemekleri fazla yememekle bu günkü çağdaş anlayışı sürdürmüştür. Sağlıklı beslenmenin koşullarından olan az yemek, Atatürk'ün de beslenme politikası olmuştur. Onun sofrasında bol çeşit olmaması da bu hususu kanıtlar.

Geleneksel Türk içkisi olarak O'da rakıyı seviyor ve leblebi, kavun gibi mezeler yiyor. Bunlar da O'nun geleneksel yanlarından birisini oluşturuyor. Beslenmesinde Türk zevkinin egemen olduğunu görüyoruz. Türk mutfağının yemekleri, mezeleri, tatlıları, içecekleri ve meyveleriyle besleniyordu. Avrupa mutfağının yiyecekleriyle beslenmemiştir.

O'nun döneminde devlet görevlilerinin sofralarında et yemeği hemen hemen yoktu. Kebaplar, yağlı ağır yemekler yemiyordu. Bazen tavuk ya da hindi yeniyordu. Anadolu'da halk eti Kurban Bayramında görebiliyordu. Ülke yoksul durumda idi. Halkının et yemediğini Atatürk çok iyi biliyordu. Kendi sofrasında da bazen etli yemek oluyordu. O'nun ülkenin bu yoksul durumunu göze aldığını ve bu nedenle de et yemediği söylenebilir. Yemek sofrasında ve sevdiği yemeklerde daha çok sebze ağırlıklı yemekler dikkati çekiyor.


Yemeklerdeki gelenekselliği sürdürmesi, O'nun geleneksel Türk kültüründen kopmayışının bir kanıtıdır. Fakat O, her konuda çağdaşlaşmayı amaç edinmişti. Ama bunu yaparken çağdaşlık ve geleneksellik sentezi içinde, ulusal kimliğin korunarak çağdaşlığın gerçekleştirilmesini istemesi, O'nun çağdaş bir devlet adamı oluşunun en güzel göstergesidir.

ATATÜRK'ÜN SOFRASI / ATATÜRK’S DINING TABLE


"İstanbul seyahatinin devamı süresince, Riyaseticumhur musıki heyetinin çalışma programı, ayrı bir özellik gösterirdi. Şöyle ki; her akşamüzeri Dolmabahçe sarayının üst katında orkestra çalar ve ATA, yemek odasına geçince, orkestra gider, fasıl takımının vazifesi başlardı. Bu vazife ATATÜRK sofradan kalkıp istirahate çekilinceye kadar devam eder, şayet yatla gezmeğe çıkarsa, fasıl takımı da beraber bulunurdu.


ATATÜRK'ün sabaha karşı yatla saraya dönüşü, veya sarayda geç vakite kadar uyanık kaldığını bilen bir çok kimseler, onun sabahlara kadar zevk ve sefâ içinde yaşadığını sanırlar. Oysaki ATATÜRK, daima memleket ve millet için yaşadığı ve ekseriye yatın sabaha kadar adalar civarında ya da boğazda gezmesine rağmen, kendisinin alt kamarada, ciddi mevzuların münakaşasıyla meşgul olduğu, çok sevdiği denizi ve mehtabı dahi seyretmediğini bilmezler.



ATATÜRK’S DINING TABLE

The working program of the presidency Fasıl music group showed its specialness while continuing the program of the journey to Istanbul. The orchestra was playing in the evenings at the upper floor of the Dolmabahçe Palace. After the entrance of Atatürk the orchestra left and Fasıl music group started to play. This continued till Atatürk left the dining table to rest. If he had been sailing with yacht, the Fasıl Music Group would have been with him.



The many persons who knew Atatürk were coming back to the palace shortly before morning, or had not slept until the late thought that he had been just enjoying himself.


But they did not know that Atatürk had been working in this cabin and talking about serious national subjects in the yacht even around the islands, without looking at the moon and the sea that he had liked very much.


Kaynak : Sadi Yaver ATAMAN "Atatürk ve Türk Musıkisi" adlı kitabı.
Source : Sadi Yaver ATAMAN "Atatürk and Turkish Music" in his book.
  • ZERDE - Gıda fotoğrafçılığı / Geleneksel Tatlı Türk Mutfağı / Tatlı fotoğrafları " Zerde " 2011 - Berfend BER Alıntı berfend *www.berfendber.com*
  • Zerde - Food Photography / Traditional Sweet Turkish Cuisine /Sweet photos " Zerde " 2011 - Berfend BER Quote From berfend *www.berfendber.com*
  • 1 Hemen arayın!..
  • 2 Hemen arayın!..
  • 3 Hemen arayın!..
  • 4 Hemen arayın!..
  • 5 Hemen arayın!..
  • 6 Hemen arayın!..
  • 7 Hemen arayın!..
  • 8 Hemen arayın!..
  • 9 Hemen arayın!..
  • 10 Hemen arayın!..
  • 11 Hemen arayın!..
  • 12 Hemen arayın!..
  • 13 Hemen arayın!..
  • 14 Hemen arayın!..
  • 15 Hemen arayın!..
  • 16 Hemen arayın!..
  • 17 Hemen arayın!..
  • 18 Hemen arayın!..
  • 19 Hemen arayın!..
  • 20 Hemen arayın!..
  • 21 Hemen arayın!..